Karışmak İstemedim
McLuhan’ın “Medium is the message” (Araç mesajdır) tezinde kristalize olmuş bu tartışma, Pınar Güzelgün’ün bu sunumu bakımından ise tümüyle eşsiz bir örnek. Öyle ki göz, kulak formunda ya da bedenle bütünleşmiş; bedenleşmiş kıvrımları ile düğümleşmeye varan urganlar ile tasarlanmış bir dizi eserin, “Karışmak İstemedim” başlığı ile sunulması izleyicinin anlık ve tekinsiz bir anlam sağanağına maruz kalmasıyla sonuçlanıyor. Güzelgün belki de urgan gibi aslında gündelik ya da diğer bir deyişle alelade nesnelere çeşitli formlar vererek yaptığı semantik müdahaleler sonucunda, günümüzün yaygın eleştiri odağı olan duyarsızlığı ondan bir boy daha ötede, kayıtsızlık olarak yeniden inşa ediyor.
Güzelgün’ün eserleri için tercih ettiği, sözcük anlamı bulmuş bir nesne olarak urgan, sonuç olarak sergi için seçilen başlık ile de benzersiz bir bütünlük kazanıyor; Karışmaya yüz tutmuş, karışmakta olan, esasında önlenebilir bir karışma potansiyeli içinde çözülmez düğümlere, krampa dönmüş bir dizi duyu organının izleyiciye imalı bir şekilde “Karışmak İstemedim” deyişi bunun en açık göstergesi.
Korkunun bir sonucu olarak gelişen kayıtsızlığı düğüm olarak tasvir etmek, tam da bugün içinden geçtiğimiz koşullar karşısındaki toplumsal durumumuza dair kuşkusuz bir eleştiridir de. Meseleler karşısında korkunun tetiklediği kararsızlıkla bir düğüme dönüşen karışma ya da karışmama karmaşası, bu eleştiri yoluyla vurgulanırken, sanatçı bir çağrı da yapmaktadır: İçinden çıkılmaz ve fakat çıkılması gereken bir durum olarak düğüm, korkusuzluğu ve bununla birlikte bir yüzleşmeyi de beraberinde şart koşuyor. Bu anlamda “Karışmak İstemedim” bir yandan Güzelgün’ün kişisel yüzleşme hikayesinin bir ifadesi, diğer bir yandan da çeşitli formlarda sunulan eserleri ile izleyiciler için de bir imkan, bir davet olarak değerlendirilmelidir.
Michaux’ya göre sanatçı, iz bırakmamaya yönelik temel itkiye tüm gücüyle direnen kişidir. Bu anlamda Pınar Güzelgün’ün bu sunumu ile izleyiciye vermek istediği mesaj geleneksel olmamakla birlikte açıktır. Dahası, sanatçı iz bırakmak, duyarlılık göstermek, inisiyatif almak ve cesaret gibi tutumları, bu eserlerinde kayıtsızlığı bir düğüm olarak sunarken sadece açık değil, ayrıca yol da göstericidir. Korkuyla atılan her adım, çıkılan her yol bir düğüm ise, bu durumda yapılması beklenen iz bırakmamaya direnmek değil, tam tersidir. Her şeyin ötesinden belki de Baudrillard aracın en yetkin biçimde belirlenmişliği, iletiye en az sadakate denk düşer derken bir şekilde bu sunum ile yapılmış olanın altını çiziyor: araç ve mesaj tartışmasında tarafların baskın karakteri anlama dönük bir tehdittir; bu ikisi arasındaki uyum ise -tam da Karışmak İstemedim’de gözlenebildiği gibi- izleyiciyi soyutun mayınlı sahasından çekip, kuvvetli görüngülerin ve artık korkunun hükmünün geçmediği bir alanın kapısına taşır.
Yılmaz Ruhi DEMİR
